|
Editörden
Saç hastalıkları
konusundaki çalışmalarım
1976 yılında Paris Saint Louis Dermatoloji
Hastanesi’ne gittim. O sıralarda kliniğin patronu Prof Dr Jean Civatte
Dünya’ca ünlü bir dermatopatolog
idi. Bu yüzden ben de herşeyden çok burada dermal patolojiyi
öğrenmek istiyordum. Günlük mesaimin önemli bir kısımını patoloji
labaratuarında geçiriyor ve kliniğin geniş slayt kolleksiyonlarını tetkik
ediyordum. İki
temel amacım vardı; bunlardan birincisi Asisstant Etranger titri ve
diploması almaktı.
Bunu hazırladığım "Adenome Tubulaire
Apocrine" isimli memoir ile almayı başardım. İkinci amacım ise
yurda dönüşte işime yarayacak bir doçentlik tez konusu bulmaktı. |
|
Fırsat buldukça hastanenin diğer polikliniklerine
de uğruyordum. Özellikle Mmme Pons’un yönettiği allerji polikliniğin önündeki
kalabalığı unutamam. Dr Mahusier’den ilk kez skleroterapi yapılmasın
izledim. Küçük cerrahi bölümünü Dr Letessier yönetiyordu, bir çok
hatıram var, ancak neige carbonique
(karbondioksit karı) ile pelad tedavisine hayret etmiştim. Bir
gazlı beze püskürtülen CO2
doğrudan alopesik alana uygulanıyordu. Bir de meatus anteriordeki küçük
siğilin Bonain Solusyonu’na (Bir Cocain derivesi ile hazırlanan lokal
anestezik oluyor) batırılmış port kotonla uyuşturulması karşısında
donup kalmıştım.  Ayrıca Mmme Mariee nin yönetttiği saç
hastalıkları polikliniği enteresandı. Hastaların saçları ucuna lastik bir
manşon geçirilmiş Koher pensi yardımıyla çekiliyor ve bu kıllar daha
sonra mikroskopta
inceleniyordu. Hiç bilmediğim ve görmediğim bu yöntem hakkında beni
bilgilendiren ve çizdiği eskizleri hala sakladığım Mmme Vachon’a
minnettarım.
1977 yılında yurda dönünce doçentlik çalışması için
boyumdan büyük bir işe giriştim. O sıralarda Püstüler Psoriasiste
spongiform püstül oluşumu için değişik görüşler mevcuttu. Ben de elektron
mikroskopta keratinositlerin dendritik uzantılarının çevrelediği
kaviteleri izlemek için fakültemiz histoloji bölümünde elektron mikroskop ile çalışmalara
başladım. Ne yazık ki bu çalışmayı teknik nedenlerden dolayı bırakmak
zorunda kaldım. Bunu belki de
hayra yormak lazım, zira daha sonra
gerçekleştirdiğim tez çalışması kariyerimi ve kliyantelimi önemli
ölçüde etkiledi.
O
günlerde saç hastalıkları ile ilgili olarak kliniklerde ayrı bir eğitim
alınmadığı gibi, klasik
kitaplarda dahi ayrıntılı
bilgi bulma olanağı yoktu. Diffüz alopesiler ise tam bir karmaşa halinde
idi. Androgenetik alopesi kavramı henüz yurdumuza girmemişti. Bizler erkek
hastaları Sabouraud’nun
tariflediği “Seboreik Alopesi” kadranında incelerdik. Hamilton 1950
lerde kendi ünlü “7 Basamağı” nı teessüs ettirmiş olmasına karşın yukarda
söylediğim gibi ülkemizde halen duyulmamıştı. Ludwig ise henüz kadın
paternini tariflememişti. Oysa, kıl siklüsü hakkında
bilgilerde gelişmeler olmuş, insanlarda fizyolojik şartlarda kıl büyüme
siklusunun fazlarını kontrol eden mekanizmalar hakkında bilgiler
kesinleşmişti. Ayrıca, kıl siklusu yeni geliştirilen yöntemler sayesinde
daha kolayca anlaşılabilir duruma gelmiş, bu özellikle patolojik şartlarda
kıl kökü değişikliklerinin
daha doğru yorumlanabilmesine imkan vermişti. Artık trikogram
bulguları dikkate alınmak suretiyle alopesilerin tasnifinde değişikler
olmuş ve “Anagen Efflvium”, “Katagen Saç Dökülmeleri” gibi kavramlar ön
plana çıkmıştı. Bu yüzden,
doçentlik tezi konusu olarak
bana fikrimi soran ve
trikogram konusundaki hevesimi dikkate alarak “Diffüz Alopesilerde Trikogramın Katkıları“ nı araştırıp
değerlendirmemi isteyen Hocam Prof Dr Faruk Nemlioğlu’nu da minnet ve
şükranla anmak isterim.
Doçentlik çalışmamın materyelini her cins
yaş ve meslek gurubundan 100 hasta oluşturuyordu. Hocam 100 sayısını çok
severdi. İhtisas tezim olarak da “Piyodermili 100 hastada OGTT ile pre ve
latent diyabeti ile obezite durumlarının değerlendirilmesi” ni
istemişti.Bu 100 hastada trikogram prensiplerine uygun olarak saçlar
çekildi ve kıl kökleri mikroskopta değerlendirildi. Bulgular etyolojik
yönleri ile değerlendirilmiş olmakla birlikte esas trikogram özellikleri
dikkati çekici idi. Bu bulgulardan en ilgi çekeni de kadın ve erkek toplam 27 olguda normal trikogram
değerlerinin saptanması idi. Avuç avuç saç kaybı hikayesi ile gelen
hastaların demek ki % 27 sinde gerçek bir alopesinin varlığı daha
başlangıçta elemine ediliyordu. Bu hususun bilinmesi hekimin yolunu
aydınlatan önemli bir bulgu ve bilgi olacaktı. Diğer taraftan elde edilen
patolojik trikogramlardan %
29 u telogen ve geri kalan % 44 ü anagen tipteydi. Bu bulgular bize
“Trikogram”ın, saç dökülmelerinde
pato-mekanizmalar yönünde çok değerli bilgiler sunan objektif bir
test olduğu sonucunu vurguladı. Elde edilen bulgular tez içinde ayrıntılı
bir şekilde dünya literatüründen sağlanan bulgularla mukayeseli şekilde
tartışıldı. Toplu bir hasta gurubu üzerinde trikogramın diagnostik ve
prognostik değerinin incelenmesini öngören bu araştırma ülkemizde yapılan
ilk çalışmadır.
|
|

Adem Köşlü
:
Diffüz alopesilerin tanısında trikogramın katlıları. Doçentlik
Tezi. İstanbul Üniversitesi Edirne Tıp Fakültesi Deri
Hastalıkları Kürsüsü Dermatoloji Bilim Dalı. İstanbul 1979 |
|
. |
|
Köşlü A: Yaygın saç
dökülmelerinde “Serde Losyon” ile yapılan tedavinin trikogram ile
değerlendirilmesi. Şişli Çocuk Hastanesi Tıp Bülteni. 1986: 1-4;
111-116. |
|
. |
|
Günümüzde gelişmiş
toplumlarda bile demir eksikliği problemi vardır. Yurdumuzda hala tam
halledilmemiş bir sağlık problemi olma niteliğini sürdüren kansızlıkların,
özellikle fertil dönemdeki kadınlarda oluşturduğu en önemli sorunlardan
biri de saç dökülmeleridir. Nutrisyonel ve metabolik faktörlerin diffüz
alopesi oluşumunda rolü olduğu öteden beri bilinen bir gerçektir. Biz de
kronik diffüz alopesili kadınlarda demir eksikliği insidansını araştırmayı
düşündük ve transferin satürasyonunu kriter alarak kontrollu bir çalışma
yaptık. Bu çalışmalar Asistan
Dr Levent Karakaya için başarılı bir uzmanlık tez çalışmasına
dönüştü.
Transferin satürasyonunun % 23 ten düşük olguları demir
eksikliği sınırlarına dahil ederek, kronik diffüz alopesili kadın
olgularımızda % 52 gibi populasyon ortalamalarına göre yüksek, kontrol
gurubumuza göre anlamlı farklılıklar gösteren bir demir eksikliği
ensidansı tesbit ettik. Bu, gizli kansızlıklar da dahil edilmek suretiyle
Türk kadınlarında yaygın saç
dökülmelerinin hemen yarısında kansızlıkların dahli bulunduğunu ifade eden
önemli bir bulgu idi. Ve ben bu bilgi ve tecrübeyi tedavi ettiğim tüm
kadın hastalarımda dikkate aldım. |
|
. |
|

Levent Karakaya
: Kadınlarda difüz
alopeside demir eksikliği insidansı. Uzmanlık Tezi 1984 |
| |
|
Şişli Etfal Hastanesi
Dahiliye Klinik Şefi Dr Ahmet Nasuhoğlu 1979 daki Şişli Tıp Günleri 2.
Kongresinde bir tebliği yapmış ve bunu kongre kitabı 268-289. sayfalarında
yazmış. Male-Pattern alopesi ile miyokart enfarktüsü arasındaki ilişkiyi
araştırmış. Tamamen kendi olgularından oluşan serisini retrograt olarak
araştırdığında, olguların hemen tamamının ileri derecede kel ve
dazlaklardan oluştuğunu belirlemişti. Nedense yazısında hiç literatür
vermemişti. Ben Şişli Etfal Dermatoloji Klinik Şefliği’ne atandıktan sonra
(1982) kendisile tanışmış ve dost olmuştuk. Ancak birkaç kez sormama
rağmen çalışmanın kaynağını öğrenme fırsatım olmamıştı.
Asistan
Dr Hüseyin Karakuş’a verilecek uzmanlık tez konusu fikri böyle
gelişti. Böylece Hastanemiz Koroner Yoğun Bakım Ünitesi’nde yatmış bulunan
miyokart enfarktüslü 135 hasta çalışmaya alındı. Bu hastalarda
androgenetik alopesi ve diğer androgenetik özellikler (sebore, fasyal
akne, erkeklerde kulak
tragusu kıllanması, kadınlarda hipertrikoz
) sorgulandı.Kontrol gurubu ile yapılan mukayeseler sonucunda
erkeklerde andreogenetik alopesi ve diğer androgenetik özellikler ile akut
miyokart arasında anlamlı bir ilişki olduğuna karar verildi. Daha sonra
Hastanemiz 4. Dahiliye Klinik Şefi Doç Dr Semir Abbasoğlu’nu da dahil
olduğu bir yayın ile bulgularımız yine Hastane’miz yayın organı olan Şişli
Etfal Hastanesi Tıp Bülteni’nde yayınlandı. |
|
. |
|

Hüseyin Karakuş
: Androgenetik alopesi ve diğer androgenetik özellikler ile akut
miyokard infarktüsü arasındaki ilişki. Uzmanlık Tezi
1990 |
|
Karakuş H, Köşlü A, Abbasoğlu
S. Androgenetik alopesi ve diğer androgenetik özellikler ve miyokard
enfarktüsü arasındaki ilişki. Şişli Etfal Hastanesi Tıp Bülteni 1992: 1;
18-29. |
|
. |
|
Köşlü A. Trikogram. Deri Hast Frengi arş 1992; 26:
225-228. |
|
. |
Ali Görpe’nin 1985 yılında Balkan Tıp Kongresi’nde yaptığı tebliği
ne kadar ilginçti; izlediği diabetik hastalarda saç gürleşmesi bulunduğunu
ve 5. dekatta oldukları halde saçlarının beyazlanmamış olduğunu ifade
ediyordu. Bu konu ve diabetiklerde saç dökülmesi ile ilgili çalışmalar
oldukça sınırlı kalmıştır. Çeşitli organları etkileyen ve özellikle deri
üzerinde çok sayıda değişiklikler meydana getiren şeker hastalığınının
saçları da etkileyip etkilemediği ilgi çekici bir araştırma konusu
olacaktı.
Asistan Dr Şerife Zorba ile birlikte “Türk
Diabet Cemiyeti Diabet Hastanesi“ ile koordineli çalışarak, 110 diabetli
ve 50 sağlıklı kontrol vakası
değerlendirdik. Daha sonra uzmalık tezine dönüşen bu çalışma sonucunda
diabetin özgün bir alopesi formu geliştirmediği, ya da mevcut bir
alopesiye katkıda bulunmadığı sonucuna ulaştık. Ancak bizim hastalarımızın
hepsi düzenli izlenen tedavilerinde insülin kullanan ve oral
antidiyabetiklerle ayarlanan hastalardı. Bu dip notunu da ilave etmeden
geçemiyeceğim. |
|
. |
Şerife Zorba: 110 Diabetik Olguda Özgül Alopesi Varlığının Araştırılması.
Uzmanlık Tezi 1992 |
|
Zorba Ş, Altunay İ, Köşlü A.
110 Diabetik Olguda Özgül Alopesi Varlığının Araştırılması. Şişli Etfal
Hastanesi Tıp
Bülteni 1992:4;
418-426. |
|
. |
|
1966 da Braun Falco ve
Rassner psoriasiste kıl kökü patternlerini çalışması ve 1972 de Sam
Shuster’in psoriatik alopesi terimi ile konuya kuvvetle dikkat çekinceye
kadar, psoriasisin saç kaybı meydana getirebileceğine inanılmamaktaydı.
Sonrasında bunu destekleyen çeşitli yayınlar yapılmış, ancak reddedenler
de olmuştu. Bu konu benim de ilgimi çekmekte idi ve 1993 yılında,
asistanım Dr Ali Eren Alptekin’den psoriasisde alopesi varlığını
klinik ve özellikle trikogram yöntemi ile araştırmasını istedim. Böylece
Türkiye’de trikogram kullanılarak
2. tez çalışması yapılıyordu.
Trikogram sonuçlarımızda ise
psorisislilerin hem lezyonlu, hem de lezyonsuz alanlarında, kontrollara
göre daha belirgin anagen oranı azalması ve belirgin biçimde distrofik ve
kırık saç artması saptandı. Bu farklar istatistiksel olarak anlamlı
bulundu. Halbuki psoriasislerde daha önce yapılmış trikogram
çalışmalarında, özellikle akut seyirli dökülmelerde en önemli farklılık
telojen oranlarının yüksek bulunmasıydı. Bu bulgular
sonucunda psoriasisin alopesi yapabileceği,
en azından kıl foliküllerini etkilediğinin rahatlıkla söyleyebileceğimiz
görüşü ortaya çıktı. Ancak bu etkilenmenin , özgün bir alopesi modeline
yol açmadığını da belirtmek isterim. |
|
. |
|

Ali
Eren Alptekin
:
Psoriasiste alopesi varlığının klinik gözlem ve trikogram yöntemi ile
araştırılması. Uzmanlık Tezi 1993
|
|
Alptekin AE, Köşlü A. Psoriatik alopesi varlığının klinik gözlem ve
trikogram yöntemi ile araştırılması. Türkderm 1994; 28: 79-7 |
|
. |
Asistanım Dr Cengiz Koçak’tan Türk toplumunun saç sağlığı ve
bakımı konusundaki bilgi seviyesinin, ilgisinin, temizlik ve bakım
alışkanlıklarının ve saçla ilgili eğilimlerinin saptanması amacıyla 1000
kişilik bir populasyon gurubu üzerinde uzmanlık tez çalışması yapmasını istedim. Bir anket
çalışması olmasına rağmen çok ilginç sonuçlar elde ettik. Burada banyo
örneğini vermek istiyorum; Hem banyo yapma sıklığı hem banyodaki
prosedürler açısından, banyo alışkanlıkları kadın ve erkeklerde benzerdir.
Her iki cinste de yazın, kışa göre yıkanma sıklığı çok fazladır. Saç
temizliğinde en çok tercih edilen ürün % 84 ile şampuandır ama deneklerin
çoğu kullandığı şampuandan memnun değildir ve sık sık şampuanını
değiştirmektedir. Yine populasyonun çok büyük bir kısmı (% 41) sabun ve
şampuan seçimini bilinçsizce, rastgele yapmakta, kimseye danışmak ve bilgi
almak ihtiyacı duymamaktadır.
Kolayca anlaşılacağı gibi biz de,
Türk Halk'ının saç ve saç bakımı hakkında bilgi seviyesinin çok düşük
olduğunu , ufak bir kesim dışında saç konusunda danışma ve bilgi alma
yoluna başvurmadığını, saçla ilgili ürünleri bilinçsizce ve rastgele
kullandığını, saç sağlığı konusunda yanlış kanıları olduğunu ve doktora
başvurma oranının çok düşük olduğunu
bilimsel araştırma ile de kanıtlanmış olduk. |
|
. |
|
Cengiz Koçak
: Türk toplumunda saç sağlığı ve bakımı konusunda bilgilerin
araştırılması. Uzmanlık Tezi 1993 |
|
Koçak C, Altunay İ, Köşlü A.
Toplumumuzda saç sağlığı ve saç bakımı ile ilgili bilgi ve eğilimlerin
araştırılması. Şişli Etfal Hastanesi Tıp Bülteni 1994: 1;
51-59. |
|
. |
|
Taş B, Altunay İ, Köşlü A.
Diffüz alopesilerde demir eksikliğinin rolü. Şişli Etfal Hastanesi Tıp Bülteni.
1994: 1; 155- 160. |
|
. |
|
Arpağ ES, Köşlü A, Altunay İ.
Mevsimsel saç dökülmelerinin etüdü. 15. Ulusal Dermatoloji Kongresi İzmir
1994. Sh 284-287. |
|
. |
|
Köşlü A,
Altunay İ, Alptekin AE.
Saçlı Derinin Psoriasis'i
veya Refrakter Dermatitlerde Klobetazol 17 Propionat Losyunun Klinik
Olarak Değerlendirilmesi Deri Hastalıkları ve Frengi Arşivi 1994; 28 :
89-92 |
|
. |
|
SAHA Sendromu yurdumuzda pek
bilinmemektedir. Oysa, 1972 de Shuster “Primer Kütane Virilizm” kavramını
ortaya atmış ve Orfanos da 1990 da editörlüğünü yaptığı ünlü kitabı “Hair
and Hair Disease “ de, periferde androjen bağımlılığını gösteren major
klinik korelasyon tablosu olarak SAHA Sendromu’nu tanımlamıştı. Sebore,
Akne, Hirsutizmus ve Androgenetik Alopesiden oluşan bu sendromu kendi
içinde sorgulamak ve Lodwig modeli Androgenetik Alopesinin bu birlikteki
yerini değerlendirmeyi
düşündüm. Konuyu araştırması için asistanım
Dr Özlem Yerebakan’ın bir tez çalışması yapmasını
istedim.
Yapılan çalışmada;
çeşitli şekillerde akne ile sebore ve akne ile hirsutizm arasında
bir bağlantı görme imkanımız oldu. Ancak AGA konusunda bir fark oluştu.
Eğer alopesi,
hiperandrogenemi oluşturabilecek bir endokrinopatiye bağlı olarak
gelişmemiş ise, klinikte karşımıza diğer periferal androgenism
bulgularından sıyrılmış, özgül bir tablo şeklinde çıkabilmekte idi. Bu
sendromu Milli Literatüre kazandırmak ve konuya katkıda bulunmak üzere
çalışmamızı Türkderm'de yayınladık. |
|
. |
|

Özlem
Yerebakan : Kadınlarda Ludwig modeli
androgenetik alopesi ve saha sendromunun değerlendirilmesi. Uzmanlık Tezi
1994 |
|
Yerebakan Ö, Köşlü A, Altunay İ, Dirican A. SAHA Sendromunda
Ludwig Modeli Androgenetik Alopesi. Türkderm 1995; 29:
88-92. |
|
. |
|
Ertenü L, Altunay A, Köşlü A. Türk Toplumunda Cilt, Göz, Saç
Rengi ve Ondulasyonu Şişli Etfal Hastanesi Tıp Bülteni 1995; 29:
14-19. |
|
. |
|
Yerebakan Ö, Köşlü A,
Arpağ ES. Alopesi Areatada Tırnak
Distrofileri Şişli Etfal Hastanesi Tıp Bülteni 1995; 29:
42-45. |
|
. |
|
Ertenü L, Altunay İ, Köşlü A. Androgenetik alopesili hastalarda polikistik over insidansı. Şişli Tıp
Günleri 5. Kongresi. İstanbul 1995. Sh: 184- 189. |
|
. |
|
Arpağ ES, Köşlü A, Altunay İ,
Başak T: Ünilateral, kaşta
lokalize bir alopesi müsinoza olgusu. T Klin Dermatoloji 1995: 5;
92-94. |
|
. |
|
Çocuk, Alopesi ve
Depresyon. Bu üç kelimenin biraraya gelmesi ne kadar ilginç . Doğrusu
böyle bir çalışma için bizi neyin tetiklemiş olduğunu şu anda
hatırlayamıyorum. Erişkin yaşta görülen psikosomatik dermatozların
çocukluk çağında karşılaşılan
psişik travmalarla ilişkili olabileceği ileri sürülmesine rağmen,
psikosomatik dermatozu olan çocuklarda psişik özellikler pek az sayıda
çalışmaya konu olmuştur. Bu yaş gurubunda (6-12) depresyon ve dermatoz
ilişkisini inceleyen herhangi bir çalışmaya ise
rastlanılmamıştır.Asistanım Dr Esra Arpağ ile bu konuyu araştırmak
üzere hastanemiz Çocuk
Psikiyatrisi Polikliniği ile koordinasyon kuruldu. Çalışmada CDRS ve ve
CHUF (Çocukluk Depresyonu
Değerlendirme Skalaları)
toplam skorları değerlendirildi.
Depresif belirtilerin
anlamlı ölçüde psikosomatik dermatozlara eşlik ettiği görüldü. Bunlar
major depresyon göstergelerinden ziyade, olası bir predepresif ya da latent
faz, depresyonun maskelenmiş olduğu ya da distimik bozukluk lehine düşük
skorlar olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Yüksek anksiyete düzeyleri de
ayni paralellikte dermatozlara eşlik ediyordu. Psikosomatik dermatozun
türü, şiddeti ve kronisitesi depresif belirti varlığı açısından farklılık
göstermedi. Depresif
belirtilerin dermatoza sebep mi ?, sonuç mu ? olduğu ise kesinlik
kazanamadı. |
|
. |

Esra Saygın Arpağ
: Alopesi Areata, psoriasis ve atopik dermatitli çocuklarda
depresyon varlığının araştırılması. Uzmanlık Tezi 1995
|
|
Arpağ ES, İlnem M, Köşlü A. Psikosomatik
dermatozlu çocuklarda ( Alopesi Areata, Psoriasis ve Atopik Dermatit )
depresyon varlığının araştırılması. Türkderm 1999: 33; 33-36. |
|
. |
|
Yerebakan Ö, Köşlü A, Güzelsoy A. Netherton Sendromlu Bir Olguda
Bambu Saçlardaki Klinik Düzelme Türkderm 1996; 30:
220-221. |
|
. |
|
Yerebakan Ö, Arpağ ES, Köşlü A,
Sakız D. Gevşek anagen saç sendromlu bir olgu. 16. Ulusal Dermatoloji
Kongresi Antalya 1996 ( Poster Sunumu ) |
|
. |
|
Bir çok hastalıkta
olduğu gibi Alopesia Areatada da immünolojik ve genetik faktörlerden sıkça
söz edilmekte ve özellikle genetikte herkesin ilgi ile izlediği ilginç
gelişmeler olmaktadır.Bu konuda bir taraftan HLA antijenlerinin AA ile
ilişkisi, diğer taraftan idantik ikizlerde hastalığın simültane ortaya
çıktığını gösteren olgu bildirileri mevcuttur. Ayrıca Diabetes Mellitus,
Vitiligo, Tiroid hastalığı gibi oto immün hastalıklarla ilişkiler öteden
beri bilinmektedir. Oysa ki AA lı hastaların birinci derecedeki
akrabalarında genetik riski gösteren uygun veriler oldukça
azdır.
Literatürde farklı toplumlarda bu konuyla ilgili olarak
değişik sonuçlar verildiğini dikkate alarak kendi toplumumuz için veriler saptamak ve bunları dünya
literatüründeki verilerle kıyaslamak için asistanım Dr Ali
Güzelsoy’a bir tez çalışması verdim.
Çalışmaya aldığımız 145 hastada önce rutin kimlik (yaş, cins vs) ve klinik özellikleri (alopesi plağının
büyüklüğü, sayısı, lokalizasyonu vs)
belirlendi. Daha sonra hastaların birinci derecedeki
akrabalarında (anne, baba,
kardeşle ) alopesi varlığı sorgulandı. Halen Alopesi Areatası bulunan
birinci derece akrabalar muayene için çağrılarak klinik tanı onaylandı.
Bulguları değerlendirdiğimizde;
aile anamnezi veren olguların insidansını % 12.4 olarak tesbit
ettik. Dünya literatüründe ayni parametreleri kullanan benzer çalışmalarla
uyumlu olduğunu gördük. Bu
olgularda hastalığın başlangıç yaşı nonfamilyal olgularınki ile yakın
bulunmuş olup bu faktörün genetik geçişten etkilenmediği düşündük. Diğer
taraftan şiddetli saç kaybının familyal olgularda önem kazandığı tesbit
edildi. Birinci derece akrabalar gözden geçirildiğinde hastalığın genetik
bazda penetransının güçlü olmadığı izlenimi doğdu. Sonuç olarak biz,
çalışma verilerimize göre AA da genetik faktörlerin önemli olabileceğini,
fakat hastalığını ekspresyonunda bu faktörün değişken bir rol
oynayabileceğini düşündük. |
|
. |
|

Ali Güzelsoy :
Alopesi Areatada epidemiyolojik özellikler ve familyal olgularla ilgili
bazı saptamalar. Uzmanlık Tezi 1997
|
|
. |
|
O sıralarda
Androgenetik Alopesi ile Koroner Kalp Hastalığı arasında olası ilişkiler
üzerine yapılan yayınlar giderek artıyordu. Yapılan çalışmalarda
birbirinden farklı sonuçlar alınıyor, böyle bir ilişkinin olmadığını
savunanlar yanında destekleyen raporlara da rastlanıyordu. Özelliikle
Lesko'nun çalışmaları AGA ile KAH arasında kuvvetli bir ilişki ortaya
koyuyordu. Hatta bu konu o kadar ileri götürüldü ki, adeta, AGA sinsi ve
sessiz bir şekilde giden ve ani ölümlere yol açabilen KAH nın görünebilir
bir özelliği, adeta bir markerı gibi kabul ediliyordu. Bir de bu ilişkinin
açıklanmasında kullandıkları varsayımlar ilginçti; AGA ile KAH arasındaki
ilişki testosteronlar yoluyla olabilecek ve AGA yi oluşturan androjen
metabolizması ayni zamanda major risk faktörleri üzerinden (özellikle
hiperlipidemi) KAH nı da oluşturabiliyordu.
Bu bilgiler
önemsenmeliydi ve KAH nın erken tanı ve Miyokard Enfarktüsü gibi bir
komplikasyonun profilaksisinde AGA önemli bir marker olabilirdi. Ben de
asistanım Dr Saliha Aslan Sezgin 'den AGA li kadın ve
erkeklerin, normal saça sahip kontrol gurubuna göre KAH risk faktörleri
varlığını mukayeseli olarak araştıran bir tez yapmasını istedim. Bu
çalışmada yöntem olarak başta kan lipid profili olmak üzere diğer risk faktörleri
olan hipertansiyon, sigara içimi ve diabetes mellitus parametreleri
kullanıldı. Saç dökülmesi patternleri erkekler için Hamilton ve kadınlar
içinse Ludwig skalası ile belirlendi.Sonuçlar istatistiksel olarak
değerlendirildi. Elde etiğimiz sonuçta erkek çalışma gurubunda
hiperkolesterolemi,
hipertrigiseridemi ve HDL kolesterol düşüklüğü yönünden vaka
gurubunda daha yüksek oranlar elde etmemize rağmen, kontrol gurubu ile
aralarındaki farkın istatistiksel
bir anlamı yoktu. Bu çalışma sonucunda genel olarak AGA
li erkek ve kadınlarda, ateroskleroz ve dolayısıyla KAH için risk
faktörlerinden hiperlipidemi,
hipertansiyon, diyabet ve sigara içimi yönünden, normal saç yapısına sahip
kişilerden farklı değerlendirilmemesi gerektiğine
inandık. |
|
. |

Saliha Aslan Sezgin : Androgenetik alopesili hastalarda koroner
arter hastalığı risk faktörleri. Uzmanlık Tezi 1998 |
|
Sezgin SA, Altunay İ, Köşlü A:
Androgenetik alopesili hastalarda koroner arter hastalığı risk faktörleri.
Türkderm
2000; 34: 95-9. |
|
. |
|
Yerebakan Ö, Arpağ ES, Köşlü
A, Sakız D: Syndrome des cheveux anagenes caducs.Loose Anagen Hair
Syndrome. Nouv. Dermmatol 1998: 17; 351-354. |
|
. |
|
Yapan N, Altunay İK, Köşlü A:
Obesite ve androgenetik alopesi ilişkisi. 17. Ulusal Dermatoloji Kongresi
Kuşadası 1998 ( Sözlü Bildiri ) |
|
. |
|
Baysal Z, Altunay İK, Köşlü A:
Androgenetik alopesi ve alopesi areatada yaşam kalite indeksi. 17. Ulusal
Dermatoloji Kongresi Kuşadası 1998 ( Sözlü Bildiri ) |
|
. |
|
Asistanım
Dr Canan
Savaş için ilk düşündüğüm uzmanlık çalışması “Alkoliklerde Saç Dökülmesi“
konusu idi. Nitekim kendisi Bakırköy'de çok sayıda alkol bağımlısını
tetkik etti, literatürde araştırmalar yaptı ve sonuçta bulgularını
kliniğimiz alışılmış toplantılarından birinde hep birlikte tartıştık.
Ancak bu konu biraz yavan kaldı. Tam bu sıralarda Kuşadası’nda yapılan
Ulusal Dermatoloji Kongresi’nden dönmüştük. Ayrı bir panelde “Saç
araştırmalarında ne yenilikler var“ isimli bir konuşma yapan Dr Bianca
Maria Piraccini “Trichodynia“ yani saçlı deri ağrısından söz etmişti. Bu
şekilde yeni tez konusu belirlendi ve Dr Canan Hanım en çok görülen 3
alopesi tipinde (Androgenetik Alopesi, Alopesi Areata ve Telogen
Effluvium) da toplam 300 hasta ile 184 kişilik kontrol gurubunda Trikodini varlığını sorguladı.
Trikodini saptanan 29 hastanın psikiyatrik muayeneleri istendi. Hastalar
DSM IV kriterlerine göre psikopatoloji açısında psikiyatrist tarafından
değerlendirildi.
Sonuçta her üç alopesi
tipinde de trikodini kontrol gurubuna göre daha fazla idi. Ayrıca
androgenetik alopesi gurubunda diğer guruplara göre daha fazla idi.
Trikodini kadın hastalarda daha çok görülmekte idi. Trikodinili hastalarda
psikopatoloji saptanma oranı alopesisiz ve trikodinisiz guruba oranla daha
fazlaydı. Tüm bu bulgulara
karşın bu veriler ışığında biz trikodininin saf bir psikolojik bozukluk
olmasının tartışmalı ve ileri çalışmalara ihtiyaç gösteren bir konu olduğunu düşünüyoruz.
Yine bize göre; “Trikodini“,
alopesili bazı hastalarda
daha önce de bilinen huzursuzluk, ağrı, parestezi vb semptomları
adlandırmada kullanılması önerilen yeni bir kavram olarak
getirilmektedir. |
|
. |
|

Canan Savaş: Androgenetik
alopesi, alopesi areata ve teolgen effluviumda trikodini varlığının
araştırılması. Uzmanlık Tezi 1999
|
|
|
|
Sezgin SA, Köşlü A: Androgenetik Alopesi Konsepti.
Galenos 1999: 3; 3-7. |
|
. |
|
Köşlü A: Saç dökülmelerini araştırma yöntemleri. Galenos
1999: 3; 29-33. |
|
. |
|
Gökdemir G, Köşlü A:
Androgenetik alopeside medikal tedavi. Galenos 1999: 3; 46-52. |
|
. |
|
Zaun ve Ludwig’in 1976 da Hautarzt’da yayınlamış oldukları
“Trikogramda alışılmamış saç kökleri” yazılarını gördüğümden beri bu mesele hiç
aklımdan çıkmadı. Yapmış olduğum binlerce trikogramda hep farklı saç
kökleri bulmaya çalışmış ve bunları değerlendirmeyi çok arzu etmiştim.
Doğrusunu söylemem gerekirse hemen hiçbir zaman tariflenen kök patternleri
dışında farklı görünümlere de rastlayamadım. Ancak eksik kalan bir konu
olmuştu. Kanser kemoterapisi gören hastalarda farklı kıl kökü modelleri
bulabilirdim. Tez alma aşamasında olan asistanım Dr Fulya Göksu'ya
bu düşüncelerimi anlattığımda kendisi memnuniyetle bu konu üzerinde
çalışabileceğini söyledi. Uzun süren dikkatli ve zahmetli çalışmalardan
sonra güzel bir tez çıktı ortaya. Her ne kadar bazı kök morfolojilerinin
significan özellikleri bulunmakla beraber, asıl şaşırtıcı başka bir bulgu
dikkatimizi çekti. Alopesilerin
% 65 ini Telogen Effluvium oluşturuyordu. Oysa literatürde bu
ilaçlara bağlı alopesiler Anagen Effluvium çerçevesinde işlenmekteydi. Bu
bulguları dikkatle değerlendirmeye çalıştık. |
|
. |

Fulya Göksu:
Antineoplastik ilaç tedavisi alan olgulardaki kıl kökü
modellerinin incelenmesi. Uzmanlık tezi 2001 |
|
. |
|
Bir yerde okumuştum; “Avrupalı 3 erkekten biri kel”
diye. Ülkemizde ise Androgenetik alopesi sıklığı hakkında bu
güne kadar bir çalışma yapılmamıştı. Dolayısıyla Türk
erkeklerinde AGA insidansı ve klinik patternleri hakkında klinik
verilere sahip değildik. Bu konunun açıklığa kavuşması için
asistanım Dr Mehmet Özeren’e tez çalışması verdim.
Böylece yurdumuzda yapılan ilk çalışmalardan birine daha imza
atmış olduk. Sevgili Mehmet sıkı bir çalışma çıkardı. 18
yaşın üzerinde rastgele seçilen 1000 erkeği çalışmaya aldı.
Tabii sonuç çok ilginç oldu. Türkiye’de erkek populasyonunda AGA
insidansı % 44.5 olarak bulundu. Bu ise nerdeyse “Her iki
kişiden biri kel” anlamına geliyordu. Sonuçta bu konuda da
Avrupalılardan daha iyi olmadığımız ortaya çıktı. |
|
. |
|

Mehmet Özeren: Türk
toplumunda androgenetik alopesi insidansı ve yaşa göre fenotipik
özellikleri. Uzmanlık tezi 2004 |
|
|